Yusuf Bülbül

An Engineer

Teknoloji Gelişimi ve Türkçenin Yetersizliği

“Bir dil, bir toplumun kimliğidir.” gibi dilin ne kadar önemli olduğunu anlatan klişeleri geçiyorum. Çünkü herkes zaten dilin ne kadar önemli olduğunu biliyor. Benim gelmek istediğim nokta; efendim, “Neden insanlar Türkçe yerine İngilizce kelimeler kullanıyorlar? Neden plaza ağzı denilen bir değişik konuşma şekli ortaya çıkıyor?” gibi sorulara cevap vermek. Bunu yapanları gördüğümüz yerde ayıplıyoruz. Fakat yeri geldiğinde ben de dahil olmak üzere herkes bu hataya düşüyor. Her şeyden önce, “Bütün bu suçu, insanların yaptığı bu davranışlarına yüklemek ne kadar adil?” diye düşünmek gerekiyor. Eğer insanlar sık sık bu hatalara düşüyorlarsa ortada demek ki daha büyük bir problem vardır. Bu problemleri sadece insanları suçlayarak ve ayıplayarak çözemeyiz. Bunun nedenlerini kendimce sıralayayım ve üzerine konuşalım.

Öncelikle Türkçe dili artık bu günkü koşullarda çok yetersiz efendim.”Hayır, yeterli.” deyip düşünceme katılmayan arkadaşlar; yeni çıkan İngilizce bir kitabı ya da bilimsel bir makaleyi Türkçeye bir çevirsinler. Ne kadar anlaşılır olacağını tartışalım. Benim burada çıkaracağım sonuç; maalesef Türkçe, artık insanların günlük konuşma rutinlerine bile yetemiyor arkadaşlar. Bunun kitap okumak ya da okumamakla belli bir payı olabilir. Fakat çok büyük bir kısmı; dilin yeterli malzemeyi sunamaması. Bir arkadaşınızla düzgün bir Türkçe ile konuşmak istediğinizde teknoloji ve dünyadaki gelişmeler hakkında konuşmak oldukça zor. Yabancı kelimeler kullanmak durumunda kalıyorsunuz. Günlük rutinlerinizde öz Türkçe konuşmak istediğinizde kendinizi dede ve babaanne gibi hissetmeniz çok normalleşmeye başladı. Bu yüzden İngilizce kelimeler daha havalı hissettiriyor. Bunun suçunu da çekinmeden Türk Dil Kurumuna atabilirim.  Bu kurumun bence olması gereken en önemli görevi; dili yaşayan ve sürekli gelişen bir dil konumuna getirmek. Bununla alakalı gerekiyorsa bilinç uyandıracak kampanyaları desteklemek, yeni gelişen dünyaya ayak uydurabilecek yeni Türkçe kelimeler icat etmek ve dilin kullanılabilirliğini arttırmak olmalı.  Ama her devlet kurumu gibi Türk Dil Kurumu da uyuyor maalesef.  Belki yapmış olduğu şeyler var. Fakat oldukça yetersiz.  Sonra da neden reklam tabelaları dahil olmak üzere bütün havalı ilanlar İngilizce diye yakınıyoruz. Yani tamam belki dili suistimal eden insanlar da olacaktır. Fakat bence bu problemin asıl sebebi Türkçenin giderek yaşlanmasından kaynaklanıyor.

Bu memlekette sadece pozitif bilimlerle alakalı her yıl bir ton tez ve bilimsel makale yayınlanıyor. Fakat kimse yazdıkları tezdeki yabancı kelimelerin Türkçe karşılıklarını düşünmüyor.Ya da üretme çabası içerisine girmiyor.  Çünkü dil kurumunun bununla alakalı bir teşviki yok. İnsanların bu konuyla alakalı bir bilinci yok. Ve dahası, bu konuyla alakalı samimi bir çalışma yok. Hal böyle olunca, İngilizce dilimize inanılmaz bir hızla nüfuz ediyor ve tahrip ediyor. Bu tahribat ise  kocaman Türk kültürü içerisinde bir tümör gibi bir abes kültüre dönüşüyor.

İkinci olarak sıralanabilecek en önemli sebep, insanların Türkçe ve dil bilgisi düzeylerinin çok yetersiz olması tabi ki.  Fakat burada yine en büyük suç, devlet ve eğitim politikalarına ait. Çünkü özellikle ilk okul ve orta düzey eğitim de bence, matematik ve fizikten çok daha hatta en önemli eğitim; dil ve sosyal bilgisi eğitimidir. İnsanlar; gerek aileleri, gerek sosyal baskıları ve gerekse eğitim sistemi tarafından bu eğitimlerden mahrum bırakılıyorlar. Atatürk’ün sanat ile alakalı sözü gibi olacak ama, bence insanlar her yaşta çok iyi bir matematikçi, fizikçi ya da bir konuda uzman olabilirler. Fakat bir insan, sadece 15 yaşına kadar edindiği eğitimle çevresine duyarlı, erdem sahibi ve ekol bir insan olabilecek kıvama gelebiliyor.  Bu kıvama gelemeyen kimselerin ne olduğunun sizce de bir önemi var mı? Bence yok. Dahası böyle insanları yetiştirmek için dil bilgisi ve sosyal bilimler eğitiminin çok iyi bir şekilde ergenlik dönemlerine kadar verilmesi gerekiyor. Ben de dahil olmak üzere bir çoğumuz, bir ilk ve orta okul dönemlerini hatırlayalım. Bu eğitimlere hem kendimiz hem eğitim sistemi hem de ailemiz tarafından ne kadar önem verildi?  Benim hatırladığım kadarıyla; eğer matematik yapabiliyorsanız gerisi çok da önemli değildi. Matematik zekası yüksek arkadaşlara hayatı kurtulmuş gözüyle bakıyorduk ki sanırım halen böyle.Hatta çok daha beter.

Halbuki eğitim, insanlara  para kazandırmak ve meslek edindirmek için verilen bir şey olmamalıdır hiç bir zaman.  Eğitim, insanın kendisini bilmesi ve keşfetmesi için verilir. Yunus Emre boş yere dememiş; “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir “. Eğitim politikası, bu bilinci eğitim sistemine yerleştiremediği için, her üniversite tercih döneminde ” Hocam bu bölümü seçsem işsiz kalır mıyım? Bu bölümün geleceği var mı?” şeklinde bir çok soru ile karşılaşıyoruz genç arkadaşlardan.

Şimdi, ben de dahil olmak üzere bir çoğumuz bu eğitim sisteminden geldik.  Bu eğitimle yetişmiş insanlardan tabi ki siz, Türkçede hassasiyeti bekleyemezsiniz efendim. Bunu beklemeniz bir kere adil değildir. Dahası, münasebetsizliktir.  Evet hassasiyet göstermeyen insanları ayıplarsınız. Fakat aynı yanlışa siz de ertesi günü düşersiniz. Bunun muhasebesini kendi vicdanınızla yapın gayri.

Neyse söylenecek çok daha şey var ama yazmaktan sıkıldığım ve içime bir karanlık çöktüğünden bırakıyorum.  Şimdi çok iyi oldu, çok da güzel iyi oldu. Tamam mı?  Benim anladığım bu kadar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.