Yusuf Bülbül

An Engineer

Bilinmezlikten Gelen Korku

Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendisini bir hamam böceği olarak bulur ve herkes onun bu görünüşünden dolayı ondan korkup çekinir.  Ölümünü en yakınları bile bir kurtuluş olarak karşılar. Franz Kafka’nın “Dönüşüm” ismindeki bu hikayesini bizim okuduğumuz gibi ona bu şekilde davrananlar da okumuş olsaydı ondan bu kadar korkup çekinirler miydi acaba? Ya da Gregor, onlarla konuşup iletişim kurabilseydi, derdini anlatabilseydi…? Bazen yaşadığımız korkular, bizi farkına varamadığımız bir şekilde acımasız yapabiliyor.  Ve bence korku, anlamını bilinmezlikten alıyor. 

Bir böceğin görünüşünün bizi irkiltmesinin asıl sebebi nedir sizce? Bu korkunçluk, böceğin olağan dışı ve bizim daha önce bilmediğimiz şekilde görünmesinden mi kaynaklanıyor? Aynı zamanda böceğin nasıl davranacağını bilememiz de tabi ki korkmamızın en önemli sebeplerinden sanırım. Fakat bir hamam böceğinin öyle mükemmel yapıya sahip mekanik bir tasarımı vardır ki bir mühendislik harikasıdır aslında. Bu küçük robotçuk, o kadar verimli çalışır ki hiç bir şey yemeden aylarca, kafası koptuğunda bile haftalarca hayatta kalabilir. Aynı zamanda bu mühendislik harikası robot, dünyadaki geri dönüşümü sağlayan çöpçüler grubunda görev alır. Bu verdiği irkilti ve korku duygusu, böcek hakkında öğrendiğim şeyler sonrasında yerini bir duygu karmaşası ve harmonisine bırakmaya başladığında, aslında korkunun bilinmezlikten kaynaklandığını daha iyi anlayabiliyorum.

Bence, hayatımızdaki anlamlar, sanki bir ressamın fırçasının bezediği zıt renklerin harmonisiyle oluşan bir resim gibidir.  Bu zıt renkler, öylesine bir uyum içindedir ki yaşadığımız olumsuzluk ve zorluklar bile hayatımızdan tat alabilmemize olanak sağlar. Örneğin yaşamış olduğu zorlukların ardından rahata eren bir kişinin yaşamış olduğu huzur ve mutluluk. Kimse sıradan ve duygu karmaşasının olmadığı bir anıyı dinlemek istemez. Ancak, yaşanılan sıkıntı ve üzüntü sonrası duygu karmaşaları ve ardından gelen mutluluk içeren bir öykü sürükleyicidir. Anlatırken bu duygu karmaşasını betimleyebilen insanlara “yazar” denir. Aslında yazarı yazar yapan, hayatımızdaki bu duygu harmonisini  sanki bir resmi yorumlar gibi yorumlayabilme yeteneğidir.

Bence hayatımızdaki herhangi bir anlamın olmaması, eksik bir puzzle parçası gibi diğer tüm anlamları anlamsız bırakmaya yeterdi.  Bilinmezliğin korkuyu anlamlı kılması, bu örneklerden sadece biri.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.