Adamsın Buruşuk Çeneli

Bir keresinde babaannemin eski televizyonu bozulmuştu. Elektronik Mühendisi torunum var diye beni aradı tabi. Ne yapsın kadıncağız; elektronik deyince aklına bir tek televizyon ve radyo geliyor otomatik olarak. “Benimle ilgilenmek istemediği için başından savıyor .” şeklinde düşünmesin diye “Ben ne anlarım babaanne?” demedim ve gidip televizyonunu tamir ediyormuş gibi açtım içini. Genelde elektronik cihazların kronik sorunları olur ve tamirciler bu kronik sorunları bildiklerinden değişmesi gereken parçayı da hemen bulurlar. Örneğin belli bir kondansatör patlar, ya da direnci yanar. Fakat televizyon neredeyse benden yaşlı bir televizyondu. Öyle hakkında pek bilgi bulabileceğiniz bir televizyon değildi. Televizyonun elektronik kartlarına baktığınızda kocaman indüktörler ve kondansatörler görüyordunuz. İçerisinde kocaman bir vakum tüp ve elektron tabancası vardı. Bir de şimdiki LED televizyonlara bakın. Çalışma mantıkları eski televizyonlara göre inanılmaz sade ve basit. Çok daha az karmaşık fakat çok daha kullanışlı demek daha doğru olabilir.

Daha önce hiç bu konu üzerinde düşünüp şaşırdınız mı bilmiyorum. Fakat mevcut teknolojinin insan zekası tarafından nasıl bu seviyeye gelebildiğini düşündüğümde şaşırıyorum bazen. Tabi ki, fizik, yazılım ve elektronik bilgim mevcut. Şaşırdığım şey onlar değil. Fakat, eğer Newton’un yerçekimi kanunu keşfetmesinden itibaren olay zincirlerine bakarsak tesadüfi olarak keşfettiğimiz fakat devrim niteliğinde o kadar buluş var ki. Bunlardan biri de Transistor. Mevcut teknolojinin çok daha basit ve sade halinin olabileceğini fakat belki de şu anki teknolojinin olması gerekenden çok daha karmaşık ve çıkmazlarda olabileceğini düşünmeden edemiyorum. Daha basit düşünecek olursak, belki de bu şaşkınlığım sadece zeki olmadığımdan kaynaklanıyor. 🙂 Şaka bir yana, her modern fizik öğrenmeye başlayan öğrencinin düşünmeye başladığı gibi, bilimin yanlış yolda olabileceği fikri, benim de üniversitedeyken modern fizik öğrenmeye başladığımda aklımda canlanmaya başlayan bir düşünceydi.

Tıpkı eski televizyonların çok daha kompleks yapıda çalışma prensiplerinin olması gibi. Belki geliştirdiğimiz teknoloji olması gerekenden çok daha kompleks ve işlevsiz. Bunu bilmemiz şu an için çok mümkün gözükmüyor. Fakat, özellikle 19. yüz yıldan sonra bilimin tıpkı bir din gibi putlaştırılıp tapılan ve hatta egolarımızı şişiren bir olguya dönüşmeye başlamış olması beni asıl rahatsız eden şey. Sanırım, bu biraz da çağımızdaki inançlı dediğimiz insanların sabit fikirli ve düşünceye kapalı olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden bakış açımı yazmak istedim. Benim düşünceme göre, bilim ve teknoloji sadece bir araçtır. Arkasında saf tutularak fanatikliğinin yapılacağı bir meta olmamalıdır. Ona bir din gibi inanarak ve her başarı ve övgüyü ona atfederek hayatımızı ona göre yönlendirebileceğimiz bir olgu haline getirirsek, hayatımızdaki doğrularımız, bilime ve teknolojiye göre şekillenmeye başlar. Böyle bir durumda da daha acımasız ve duygusuz olabilir insan diye düşünüyorum. Diğer bir açıdan dünyanın, bu kadar sona yaklaşıyor olmasının bir sebebi de teknolojidir.

Şimdi bunları söylerken, bazı kimseler beni bilim düşmanı ilan edip taşlamaya yeltenebilirler. Zaten anlatmaya çalıştığım şey de bu. Aslında İnsan varoluşundan itibaren fikir ve düşünce olarak aynıydı diye düşünüyorum. Çünkü bunu tarihin sürekli tekerrür etmesinden ve toplumların aynı şeyleri sürekli farklı şekillerde yaşamasından görebiliyoruz. Değişen tek şey, çoğunluğun peşine düştüğü olgular. Yani moda olarak betimlediğimiz şey aslında. Günümüzün inanç modası da bilim haline gelmiş diye düşünüyorum. Çünkü insanların bir şeylere inanması gerekiyor. Oysa ki bilimin doğru ve yanlışları tamamen somut ve matematikseldir. Ve bu doğruluklar her yeni teoride değişir. Bilim asla bir şeyi kanıtladığını iddia etmez. Sadece gözlemler. Bilimi inanılacak bir meta haline getirince; tıpkı eski televizyonların çok daha kompleks yapıda çalışma prensiplerinin olması gibi, belki geliştirdiğimiz teknoloji olması gerekenden çok daha kompleks ve işlevsiz olabileceği gerçeğini göz ardı etmiş oluruz.

İnsanlık olarak bilimde nerede olduğumuzu bilmemiz şu an için çok mümkün gözükmüyor. Fakat benim bakış açıma göre, bilimi fanatikleştirme olayını Avengers filmindeki nüfusun yarısını öldürerek devamlılığı sağlama fikrine sahip Thanos karakteri çok iyi betimliyor. O buruşuk çeneli mor abimizi hatırladıysanız; fikirleri, doğru ve yanlışları tamamen somut, duygusuz ve matematiksel olduğunu görüyorsunuz. Tam bir bilim neferi kendisi. Tamamen matematiksel ve mantıksal bir çözüm sunuyor abimiz. İyi de insan denen varlık ve evrenin kendisi sadece saf mantık ve matematikten oluşmuyor ki bilader. Açık gök yüzünün renk cümbüşlerini ve hayatın kendisinden duyduğumuz heyecan, his ve anlamı sen yok sayabilirsin. Fakat bu anlamların oluşmuş olması zaten hayatın sadece matematikten ibaret olmadığını gösteriyor. İşte insanlık bunlardan yoksun bir anlayış içine girdiğinde, yaşayabilmek için öldürebilme ve her türlü etik değerleri çiğneyebilme çıkmazına giriyor.

Söyleyeceklerim bu kadar sayın yargıç.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.