Zaman, Mekan ve Kader

Düşünmek ve fikir üretmek. Aslında tüm mesele bu. Belki fikir ve düşüncelerimizin doğruluğunu kesinkes söyleyemeyiz. Fakat düşünce ve fikirlerimiz karakterimizi şekillendirerek hayatımıza bir misyon yükleyebiImemizi sağlar. Bir konuda düşünmenin veya bilimsel çalışma yapmanın doğruyu bulmak adına bizi bir yere vardırıp vardıramayacağından öte bazen sadece düşünmek ve sonucunda bir fikir sahibi olmak gerekir. Fikir sahibi olmak, temelinde bir tercih değil, bir zorunluluktur. İnsan düşünmeden de fikir sahibi olur. Düşünmeden fikir sahibi olan insanlar, genellikle popüler kültürü kendi fikirleri olarak sentezlemişlerdir. Ben, düşüncelerimi sadece kafamda tutmak yerine onları yazmayı tercih ederim. Bu yazı da onlardan biri olacak aslında. Düşüncelerime karşılık vermeniz veya zıt fikirler üretmeniz her zaman benim hoşuma gider. Bu yazımda kader, zaman ve mekan konularındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Malum, kader var mıdır? Yok mudur? Veya her şey zaten belli midir konuları rastgelelik ile de bağıntılı oldukça su götüren konulardır. Bu konular hakkındaki bilimsel bilgilerle harmanlanmış ve inancım ile marine edilmiş düşüncelerim şu anda servise hazır.

Kuantumdaki çift yarık deneyini sanırım artık bilmeyen yoktur. Elektronun sanki iki yerde aynı anda bulunuyormuş gibi davranması ama nerede olduğuna dair ölçüm yapılmaya çalışıldığında ise tek yerde bulunduğunun görülmesi halen akıllara zarar bir olay olarak güncelliğini koruyor. Yıllar önce, Schrödinger bu olayın sadece istatistiksel olarak ifade edilebileceğine dair açıklamalarda bulunup fiziğe yeni bir bakış açısı kazandırmıştı. Kuantum mekaniği bu şekilde peydah oldu. Daha öncelerinde Einstein evrendeki en hızlı şeyin ışık olduğunu ve zamanın hıza ve doğal olarak konuma göre değiştiğini söylemişti. Bu çıkarımla, lorentz dönüşümleri yardımı ile elde edilen Latex formula formülünden aslında ışık hızındaki bir cismin zamandan bağımsız olduğunu söyleyebiliriz. (ki kütleli hiç bir cisim ışık hızına çıkamayacağını da göz önünde bulundurmak gerekir.) Çünkü bu denklemde “v” yerine ışık hızını yani “c” yi koyarsanız elde edilen zaman sıfıra eşit olacaktır. Zamanın sıfır olması durumu , zamanın olmaması demektir. Aslında, kuantum mekaniği de bence bu anlamda Einstein’in görerilik kuramını destekler niteliktedir. Neden diye soracak olursak, çünkü istatistiksel yaklaşımlar zamandan bağımsızdır da o yüzden. Bizim evrenimiz için zamanın olmadığı bir durumda mekandan da bahsedemeyiz. Bu sebeple ışık; ısı ve ses gibi diğer şeylerin tersine boşlukta varlığını sürdürebiliyor. Yani ışığın bulunabilmesi için herhangi bir mekana da ihtiyaç yoktur. Bununla birlikte mekanın olmaması herhangi bir şeyin birden fazla yerde bulunabilmesi veya mesafeler arasında gerçekleşebilecek anomalileri olası kılar. Tıpkı kuantum dolanıklığı olayındaki birbirinden kilometrelerce uzak iki elektron veya fotonun bir zamanlama söz konusu olmaksızın birbirinden anında etkilenmesi gibi. Veya çift yarık deneyindeki elektronların sanki bir sihir yapıyormuşcasına aynı anda birden fazla yerde bulunuyor olmaları gibi.Ya da kuantum silgisi olayındaki dolanık iki fotonun birbirlerinin sanki sonraki durumlarını bilerek zamana meydan okuması gibi.

Buradan geleceğim nokta şudur; Bence Kuantumun bu akıl almaz deney sonuçları karşısında kafamızın karışıp bir türlü anlam verememizin temel sebebi, zaman ve mekan kavramlarından bağımsız düşünemiyor ve ölçemiyor olmamızdan kaynaklanıyor. Çünkü bizim algımız, direk olarak zamana ve mekana endeksli. Örneğin zamansızlık sizce nasıl bir şey? Zamansızlığı, her şeyin aynı anda olup bitmesi gibi düşünebilir miyiz? Bu durumda mekan nasıl izah edilebilir? Zaman olmadığında mekanın da hiç bir anlamı kalmayacaktır. O halde her yer her yerde (Annemin meşhur lafı), her sey de her yerde gibi mi olacaktır? İşte bu durumda elektronların aynı anda birden fazla yerdeymiş gibi davranması anlam kazanabilir belki. Belki de bu sebeple ölçüm aldığımızda mecburen olayı mekan ve zamana bağlı hale getirdiğimiz için birden fazla yerde değil de belli bir yerde görüyoruz elektronu. Bu bağlamda düşünecek olursak, zamanın ve mekanın olmaması durumu gerçektir ve bir şekilde vardır. Fakat buna anlam veremediğimiz ve bu durumun ötesine geçemediğimizden, bu olaylar bize sadece olasılıksal bir durummuş gibi geliyor.

Zamanın olmadığı bir durumda her şeyin belli olması gerekir. Çünkü, herşey olup bitmiş ve bellidir. Bu durumda ise kaderin varlığını kabul etmemiz gerekiyor. Kaderin varlığını göz önünde bulundurursak, bizim ne zaman elektronun konumunu ölçeceğimiz ve sonucunda ne göreceğimiz zaten bellidir. Ölçmediğimiz zaman ve durumlar da bellidir. Fakat ölçümü mekan ve zamana bağımlı olarak yaptığımızdan dolayı onu bir noktada görürüz. Schrödinger’in hesabı ile olayı zaman ve mekandan bağımsız, istatistikksel bir ifadeye büründürmüş oluyoruz aslında. Bu sayede günü kurtaracak açıklamalar yapabiliyoruz bir nebze de olsa. Ancak halen ucu açık kalan ve kafamızda netleşmeyen bir çok şey varlığını sürdürmeye devam ediyor.

“Eee? Yanii? ” diye söylenmeye başladıysanız konuyu bir cümleyle özetleyim. Bence gelecekte zaman ve mekana bağımlılığından kurtulabilmemiz durumunda ancak birşeyleri daha iyi açıklayabileceğiz. Bu durumda ise kaderin varlığını bilimsel olarak kabul etmemiz gerekecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.