Bahadırlar Yaşasın.

Kusura bakmayın. Bu akşam bir hüzün aldı beni gidiyor. Kendime gelemiyorum günlerdir. Çünkü, acılı bir babanın elleri kelepçeli bir şekilde ite kaka getirildiği oğlunun cenazesine, sanki azılı bir suçlu gibi etrafını saran askerlerin eşliğinde geri hapishaneye götürülürken hıçkırıklara boğulmasına şahit oldum. Bir öğretmen nasıl bir suç işlemiş olabilir ki, toplumun psikolojik baskılarla linç ederek intihara sürüklediği henüz reşit olmamış biricik yavrusunun cenazesinde toprağına sarılıp doya doya ağlamasına dahi müsade edilmesin? Ve hangi vicdan, bu olaya şahit olmaya dayansın? Ah o vicdan! İste tüm mesele o. Sheakspear’in dediği gibi, ” Merhamet zorla olmaz. O, gökten süzülen yağmur gibidir.”. İnsanın kalbindeki gökyüzü kapkara kesilip bir damla su vermediyse gönül pınarlarına, hepten kurutup çerçöpe dönderdiyse gönül bahçelerini; artık o insan nasıl gerçeği görebilir, iyiyi ve kötüyü birbirinden nasıl ayırabilir? Kuranın veciz diliyle ifade edersem, “Kalpleriniz kaskatı, taş kesildi, hatta taşan da katıdır. Oysa taşların öylesi vardır ki içinde pınarlar kaynar, bağrından su fışkırır. Öylesi var ki Allah korkusuyla çatlar, yuvarlanır. Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” . Ey insanlar!. Allah’tan korkun! Onun kahrı en şiddetlisidir.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.