İnsan yalnızlığını sevebilir mi? Bence hayır. Sadece sevdiğini zanneder. Sevdiğimiz şey, tam olarak yalnızlık değil; içimizdeki sonsuzluk. İçindeki o sonsuz kuyuya bir düştün mü; sonu olmaz o düşüşün. Hem de öyle bir düşersin ki kimse çıkaramaz seni oradan, kaybolursun. Düştükçe küçülür dünya gözlerinde. Düştükçe, önemini yitirir tüm gerçekler. Hani bazen, gerçekler bıçak gibi saplanır ya insanın sırtına; işte bu yüzden seversin düşmeyi. Yalnızca hüzün, hüznü; düşünce, düşünceyi besler. Bir türlü çakılamazsın dibe. İşte o çakılmamayı seversin; yalnızlığı değil. Ve, büyüdükçe büyür içindeki kazılı kuyu. Saatler, gün. Günler, ay olur. Mazereti pek kalmaz ya yaşamanın; işte o vurdum duymazlığı seversin hayata karşı. İnce ince çöktüğünde akşamın hüznü üzerine; kendini teselli edecek bir demlik çaydan başka bir şey bulamazsın. O yalınlığı seversin işte. Önemli değildir seni teselli edip etmemesi. Aslında yalnız olduğun, kimi zaman aklına dahi gelmez. Çünkü kafanda anıların bin parçaya ayrılmış, dağıtmıştır etrafı. Sen, onları toparlamakla oyalanırsın. Her anı; birer parça, her parça; bir çok sevdiklerindir. İşte kafanda param parça dağılmış o kalabalık hoşuna gider aslında; yalnızlık değil. Sanki içinde çalan bir senfoni vardır, seni sürekli duygulandıran. O senfoniyi dinlemeyi seversin. Çünkü seni alır uzaklara götürür. Gittiğin o uzakları seversin, yalnızlığı değil. Hani bazen, ruhunun ufalandığını hissedersin. İşte, zamanın içinde ufalanarak kaybolmayı seversin. O zamansızlık alemini seversin aslında. Orada tekrar tekrar yaşamayı ve kaybolmayı seversin; yalnızlığı değil. Kelimelerin anlamını yitirdiğini anlayıp konuşmak yalnızlığını gidermediğinde; bu farkındalığı seversin. Çünkü herkes yalnızdır bir parça. Fakat bir çoğu bunun farkında bile değildir. Hani gördüğün güzel bir şeyi başkalarına da göstermek istersin ya. İşte bazen, yalnızlığını da göstermek istersin güzel sanıp. Fakat asıl göstermek istediğin bu duygulardır, yalnızlık değil. Gözlerinin içine bakmak istersin bu yüzden insanların; belki, bunları senin gözlerinde görürler umuduyla. Belki görmüşlerdir umudunu seversin. Bu yüzden seversin kalemi, kağıdı. Edebiyatı, şiiri seversin. Fakat, aslında sevdiğin, yalnızlık değildir. Yalnızlık, sanki üstü açık bir kubbedir; niteliği ve niceliği olmayan. Yağmurdan kaçıp o kubbenin altına sığınırsın ama sırılsıklam ıslanırsın. Sonra, ısIanmayı seversin. Yağmuru seversin. Ama yalnızlığı değil.

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır;
Yusuf

Yusuf

Bir Mühendis.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.