Kendi Başına İnsan

Bazen kitaplara ve edebiyata sığınırsın. Çünkü henüz anlamını bilmediğin yaşanmışlıklarının kesitlerini bulursun orada. Ve gerçek dünyada ne kadar anlaşılamadığının, kendini ne kadar anlayamadığının farkına varırsın. Anlaşılamamak… İste asıl hezeyanı budur insanın. Aslında sadece okumuş olmanın hiç bir önemi de yoktur. Çünkü bir çok tabir, onu yaşamadan bir anlama gelmiyordur. Bunu yaşadıkça öğrenirsin. En çok da canın yandığında öğrenirsin. Belki de herkes aynı şeyleri bir şekilde yaşıyordur. Kim bilir… Fakat esasen kimse kimin ne anladığını ve de ne anlattığını umursamıyor. Herkes kendi yaşadığı kadar anlıyor veya anlatıyor. Ve insan, yaşadıkça öğreniyor ki bir çok şeyi sadece sözcüklerle anlatmanın pek bir yolu yok. Belki de göğsümüzün üstüne çöken bu yalnızlığın sebebi de bu. Ve yaşamın asıl gayesi de bu. Anlayabilmek…

Bazı şeyleri sözcüklerle anlatmanın hiç bir yolunun olmaması ne garip. Eğer her şey sözcüklerle anlatılabilseydi, herkesin Allah’ın kelamını okuduğunda onu tam olarak anlayıp hemen imana gelmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Fakat heyhat, sözcükler ancak insanların yüreklerinde yaşanmışlıklarla harmanlanıp anlam bulabiliyor. Aslında bence insanlar, tarih boyunca dönüp dolaşıp bir şekilde aynı şeyleri yaşıyor. Fakat yaşanmışlıkları ifade eden sözcükler zamanla değişiyor. Acaba bu yaşadıklarımı benden önce kaç insan daha yaşadı ve benden sonra kaçı yaşayacak? Dün Kuranı Kerimde Allah’ın yarattığını ve onu sürekli tekrarladığını okumuştum. Onun aynı şeyleri tekrarlamasında muhakkak bir çok sır ve hikmet gizlidir. Belki de aynı şeylerin tekrarlanmasının sebebi, insanın kendisindekileri öncekilerden görüp ibret alması ve ders çıkarmasıydı. Fakat insan çoğu zaman onu bile yapabilmekten aciz kalıyor. Çünkü kendisini anlayamıyor. Kendisini anlayamadığı için de öncekileri anlayamıyor. Böylelikle kendisine söz geçiremiyor. Herkese söz geçirebiliyor da bir tek kendisine söz geçiremiyor ve ziyanına şahit olarak yaşıyor. Ki böyle yaşamak, dünyadayken cehennemde yaşamaktan farksız oluyor.

İnsanın her şeyi bir şekilde öğrenip başarıp da gönlünün meramını anlamayı ve anlatmayı bir türlü başaramayışı asıl acı olan. Belki, bunu sadece kendisine doğuştan yetenek verilmiş olanlar yapabiliyor. Diğerleri de onlardan dinleyip bir şeyler yakalamaya çalışıyor. Bir tarafta akıllara durgunluk veren teknoloji, bir tarafta tek başına ve gönlünün feryatlarıyla yapayalnız kalmış insan. Bu problemin yıllar önce çözülmüş olması gerekmez miydi diye düşünüyorum bazen. Vardır bunda da bir hikmet diyorum. Kafam kadar dumanlı çayımdan bir yudum daha alıyorum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.