Bazen bir şeyler yazmak ihtiyacı duyuyorum. Henüz bunun sebebini tam olarak çözebilmiş değilim. Fakat çoğunlukla derinden hissedilen bir ağlamak ihtiyacından kaynaklandığını söyleyebilirim. Evet, ağlamak bence de bir ihtiyaçtır. Fakat her ağlamak ihtiyacı, sonucunda bir göz yaşı dökme eylemi doğurmuyor. İnsan bu ihtiyacını karşılayamadığında sanki içi ıssızlaşmaya başlıyor yavaş yavaş. Derinlerde bir yerlerde bir ağaç kuruyor. Ve bir zamanlar bu ağacın dallarına konup ötüşen kuşlar bir anda uçup gidiyorlar başka yerlere. Sessizleşiyor ve duruluyor insan. İçindeki bu ıssızlık anlamsızlaştırıyor bazı şeyleri. Eskiden bastığı toprağın sıcaklığını hissederken artık gök kuşağının renklerini dahi göremiyor gözleri. İşte bu yüzden ağlayamayan insan, aynı zamanda anlayamıyor da. Özünden uzaklaşmaya başlıyor. Derinlerde ruhunu kemiren bir şeyler insanın ruhuyla beraber maneviyatını da kemiriyorlar sanki. Sonra peşi sıra gelen, düşüncesizce ve hissiz bir şekilde kılınan namazlar ve tutulan oruçlar; sonu gelmeyen çalışma saatleri ve hissizce yaşanılan bir ömür… İşte insan, en çok bu yüzden ağlamak istiyor aslında. Çünkü insanın zihninde anlamsızlığın bir yeri yoktur. Ve insan için nefes almak, yaşamak ile aynı manaya gelmiyor. Bu yüzden de böyle zamanlarda yaşadığımızı pek söyleyemeyiz.

Böyle zamanlarda sanırım göz yaşlarımızla ağlayabilmek dışında yapabileceğimiz şeyler, yazmak veya okumak. Ben yazarken kalemin benim yerime ağladığını düşünüyorum. Biz nasıl ki göz yaşlarımızla ağlıyorsak kalem ise mürekkep ile ağlıyor. Veya kitap okurken benim yerime kitabin ağladığı aklıma geliyor. Kitap ise sözcük ve kelimelerle ağlıyor. Ve bunlar, beni biraz olsun rahatlatıyor sanırım. Bu yüzden yazmak veya okumak ihtiyacı hissediyorum. Fakat yazmak bir tık önde geliyor. Diğer taraftan bunu yapmayınca anlama yetimi kaybetmeye başlıyorum. Hayat griye ve tonlarına dönüyor. Bu ise bence insan için en tehlikeli durum. Çünkü anlayamayan insan, doğru ve yanlışı da şaşırmaya en müsait insandır.

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. Avatar

    “dağlar yaslanınca kaleme / mürekkep ağlar kelime”

    Kalem ilk yaratılandır, kalem hep yazar, kalem hep ağlar. Kelam sustuğu vakit kalem konuşur; yazar, kalemiyle sükût eder.

    Fecr vakti gün doğana kadar gökyüzünü seyrediniz efendim.
    Nasıl ki gece biter, kızıllık semâyı kuşatıverir de sonra gün doğar; karanlığı delen ilk adımdır kızıllık. Bu yüzden ufkun, bulutların, beldelerin kızıla boyanması, güneşin doğacağının habercisidir. Yine böylece güneş doğmadan evvelki vakit, güneş doğduktan sonraki kerâhet vaktinden daha efdâldir, ilk adım gayrettir.
    “Himmet” isteyen dervişe “Gayret” diye cevap vermiştir salihlerden bir zât.
    Ramazan ayı ile gelen hikmet, istesek de istemesek de üzerimize avuç avuç yağmaktadır. Ellerimizi açsak dahi avuçlarımıza dolup ruhumuza ulaşacaktır bu hikmet.
    Bu mübarek ayda gönüllerin felâha kavuşması dileğimle efendim.

    1. admin

      Güzel yorumun için teşekkürler Kevser. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.