Fiziksel Enerji, Etkileşim ve İnançlar Üzerine

Lisans okurken modern fizik ve mikro elektronik dersinde planck ve boltzman sabitleriyle alakalı çok fazla formül görmüştüm. Hatta çok inançlı olmayan hocamız şunu benzer bir şey söylemişti; “Evren yaratılırken ilk olarak planck ve boltzman sabitleri yaratılmış olmalı.” O zamanlar bu sözün söylenme amacını tam olarak anlayamamıştım. Fakat şu an daha iyi anlıyorum. Bunun altında yatan en önemli sebep, evrendeki her şeyin etkileşim içinde olması ve bu etkileşimin; moleküllerin, biyolojik sistemlerin ve hatta güneş sistemlerinin oluşup devam edebilmesi için ince bir ayar gerektirmekteydi. Bu derslerde genel olarak yaptığımız hesaplar, ortamdan yalıtılmış olduğunu varsaydığımız atom veya moleküller üzerineydi. Fakat gerçekte hiç bir molekül veya nesne ortamdan yani evrenden yalıtılamazdı. Hesap yaparken bu şekilde varsaymamızın sebebi, yapılan hesaplamalardaki hata paylarını ihmal etmek anlamı taşıyordu.

Buradaki püf nokta; aslında hiç bir şeyin ortamdan yalıtılamamasıdır. Yani, herhangi bir nesneyi evrendeki etkileşimden yalıtamazsınız. Peki evrendeki bu etkileşim nasıl cereyan ediyor? Tabi ki enerji transferiyle. Işığın bu gün bir elektromanyetik dalga olduğunu, foton dediğimiz paketler halinde görmediğimiz bir çok frekansta yayıldığını biliyoruz. Isının ise tıpkı ışık gibi yayılıp nesnelerin etkileşiminde önemli bir yerinin olduğunu biliyoruz. Işık enerjisi; planck sabiti katları halinde, ısı enerjisi; boltzman sabiti katları halinde yayılmaktadır. Bu iki enerji türü, evrendeki tüm fiziksel süreçlere dahil olurlar. Bu sebeple temelinde bu sabitler; evrendeki tüm enerji dağılımlarını düzenleyip dengelemektedir. Yani bu sabitlerin olmaması veya farklı olması durumunda nesneler arasındaki etkileşim bildiğimizin tamamen dışında ve farklı olurdu. Dahası, her şey belki de yok oluşa sürüklenirdi.

Şimdi bu enerji konusunu biraz irdeleyelim. Fiziksel olarak enerji diye tabir ettiğimiz şey, temelde bir nesnenin bir eylemde bulunabilme kabiliyetine denir. En kaba tabirle hareket , fiziksel bir enerjiyi betimler. Bu yüzden, ilk okul fiziğinde gördüğümüz üzere, enerji iki çeşittir; Kinetik ve potansiyel enerji. Kinetik enerji, temelde harekettir. Potansiyel enerji ise harekete dönüşebilecek herhangi bir potansiyeldir. Bu iki enerji türü, fiziksel olarak evredeki tüm enerji türlerini betimler. Örneğin, ısı ve ışık enerjisi de bu iki tür enerjiden türer. Atomlar ve elektronlar, hareket ederek titreştiklerinde ısı ve ışık enerjisi oluşturup etraflarına yayarlar veya tam tersi olarak; bu atom ve elektronlar, ısı ve ışık enerjisine maruz kalarak titreşip hereket ederler.

Şimdi, şu anda oturduğunuz sandalyeyi veya kanepeyi düşünün. Bu nesnelerin içindeki atomlar ve etrafında dönen elektronlar hareket etmekte ve titreşimekteler. Elektronların atom etrafında dönerek hareket etmesiyle bu cisimler, etraflarına düzensiz bir elektromanyetik dalga yani ışık yaymaktadırlar. Buna fizikte kara cisim ışıması denir. Yani herhangi bir cisim, bizim görmediğimiz frekanslarda ve düzensiz bir ışıma yapar.

Aynı şekilde bu cisim, onu oluşturan atomIarın hareket ve dizilimlerinden ötürü belli bir sıcaklıkta bulunur. Bu sıcaklık, onun etrafına bir ısı enerjisi yaymasına sebep olur. Bu sandalyeden etrafa yayılan ısı ve ışık enerjileri, planck ve boltzman sabitleriyle yayılır. Bu sayede etraflarındaki diğer cisimlere yani atom ve elektronlara bu ısı ve ışık enerjilerini transfer ederler. Evrendeki her şey, bu şekilde enerji transferi yaparak bir biri ile etkileşim içine girmiş olur. Ve biz bu etkileşimden hiç bir şeyi yalıtamayız.

Şuan da bilimsel olarak ısı ve ışık enerjisi dışındaki ses gibi diğer tüm enerji türleri aynı mantıkta yani titreşim sonucunda yayılır. Titreşim ise bir frekansı tanımlar. Fiziksel olarak cisimlerin etkileşiminin temelinde ısı ve ışık enerjisi bulunur. Bu sebeple bu enerjiler yaratılışın temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden de hoca bu sabitlerin ilk yaratılması gereken sabitler olması gerektiğini söylemişti.

Diğer taraftan tüm bunlar evrenin determinestik olarak sebep ve sonuçlara bağlı işlediğinin göstergesidir. Bu dengeyi ve sebep sonuçları kuran muhakkak birinin olması gerekir. O ise Kudret ve İzzet sahibi olan Allahtır. O her şeyi en güzel biçimde ve yerli yerinde yaratmış, bu yaratılmışların ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılamıştır. Bize düşen, onun bu baş döndürücü ilmi ve kudreti karşısında hayrete düşüp, düşünmek ve ona secde etmektir.

Bu enerji konusunu muhakkak çokca dillendiren inanışlar; Budistler ve Şamanlardır. Söyledikleri şeylerin bilimsel olarak da doğruluk payları vardır. Fakat bence bu doğruları insan tek başına bulamaz. Bunları, Onlara gönderilen bir peygamber vasıtası ile öğrendikleri aşikardır. Fakat hakikatler zamanla değişime uğramış ve bu dinler doğruların yansımalarını barındırmakla yetinmek zorunda kalmışlardır.

Her din, pek çok İslam bileşeni barındırır. Aslında bakarsanız dünya üzerindeki tüm dinler, pek çok ortak payda da buluşur. Bu ortak paydalar, bu dinlerin aslında tek bir dinden türediğinin göstergesidir. Bu din ise temelinde İslam dinidir. Bir dinin farklılaşıp bu kadar fazla dinin olmasının ve Allahın buna müsade etmesinin ardında tabi ki Allah’ın bir çok hikmeti vardır. Fakat dinin farklılaşmasının temel sebebi olarak insan fıtratını söyleyebiliriz. Insan fıtratı, tartışmaya ihtilafa düşmeye, güce yönelime ve değişime çok müsaittir. İnsanın bu yaratılış özelliği onun doğru bildiklerinin ve inandıklarının zamanla değişmesine sebep olur. Bu yüzden inançlar ve kültürler korunmadığında değişime uğrar.

Allah, Kuranı Kerimde her topluma bir çok peygamber gönderildiğini, fakat doğruyu bulan toplumların zaman içinde sapıttıklarını ve değiştiklerini, peygamber efendimizle gelen İslamın artık bu değişime karşılık kendisi tarafından korunduğunu ve artık değişmeyeceğini; Müslümanlığın gönderilen son din ve peygamberimizin son peygamber olduğunu söylemektedir. Allah bizi doğru dine inanıp doğru yaşayan insanlardan eylesin. (Amin)

Vesselam…

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.