“Daha dokunmadan kurudu irem, bir türlü çöllere yağamıyorum.” Yani, yaşanacak tüm güzellikler daha yaşayamadan bitti ve ben buna bir türlü ağlayamıyorum. Bu hüzün nasıl geçer diye düşündükçe daha da hüzünleniyorum. Sanki düştükçe derinleşen bir kuyuya düşüyorum. Bekliyorum. Beklerken hissediyorum. Her halini yaşamış gibi bu dünyanın, artık buralardan gitmek istiyorum. Ben de terketmek istiyorum, terkedilmişliğimi. İçimdeki boşluğu, terkedilmişliği, çırıl çıplak yalnızlığı, acımasızlığını dünyanın, benliğimdeki gururun ve kibrin parça parça yok olmasını seyrediyorum. Korkuyorum. Bunların bir gün olupta bitmemesinden korkuyorum. Duyduğum bu amansız acıların son bulacağı o günün hasretiyle eriyip o güne ulaşmadan tükenmekten , zamanin bir yay gibi bükülüp geçememesinden, hafızamdaki yaşanmışlıkların bedenimi bir bıçak gibi lime lime keserek geriye kalmamaktan korkuyorum. O gün için afili sözler ve göz yaşları biriktiriyorum. Fakat, biriktirdiklerimin yalnız bana kalmasını istemiyorum. Anlatmak ve bilinmek istiyorum. Değersiz ve küçük hayatımın kimsenin hafızasında yer dahi kaplamayacağını bilerek… Anlatmak istiyorum; hayalini kurmak bile güzel günlerin , nasıl acı verdiğini ve verebileceğini bir insana. Hiçliğin aynasına bakmanın ne demek olduğunu. Unutuluşun zifiri karanlık gibi çöküşünü ve kararmasını bir hayatın. Tüm renklerin kayboluşunu gözlerdeki ve duyurmak istiyorum bir ney gibi inleyen ruhun feryatlarını. Fakat kimsenin beni duyacağını bile sanmıyorum. Bilmesem de hangi teselli iyi gelebilir dağlanmış gençliğime ve kaç damla göz yaşı söndürebilir yüreğimdeki ateşi; anlıyorum tüm acı gerçekleri . Anlamak ki dünyanın en ızdırap verici şeyi olabilir. Ağlamak ise anlamanın kardeşidir. İnsan, ağlayabildiği kadar anlayabilir.

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır;
Yusuf

Yusuf

Bir Mühendis.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.