Hiçliğin aynasında kendini görmek… İnsan o aynada kendisini bir kez gördü mü artık o kendisi olmaktan çıkıyor sanırım. Çünkü esas mevcudiyetin kendisi olarak tanımladığı şeyden farklı olduğunu anlıyor ve görüyor. Bunu benim başardığımı söylemiyorum. Ancak bu yolda ilerlediğimi hissediyorum. Neden hiçliğin aynası dedim biliyor musunuz? Çünkü mevcut olmak ile insan olarak mevcut olmak arasında bir fark vardır. İnsan, etrafındaki mevcudiyetlerle ve Rabbiyle bağ, ünsiyet kurabilen bir varlıktır. Bu bağlamda, insan olarak mevcut olmak için insanın sorgulaması, kendini bilmesi ve kendinden çıkıp diğer mevcudiyetilerle bağ kurması gerekir. Bunu yapabildiğimiz derecede insan olarak varızdır. Diğer türlüsü sadece mevcut olmuş oluyoruz. Hiçliğin aynası dedim, çünkü; insan hiçliğin aynasına baktığında gafil geçen günlerini görüp sadece mevcut olduğunu anlıyor. Çünkü, kainattaki toplam mevcudiyeti düşünürsek, tüm bu mevcudiyetin içinde hiç olmak hükmündedir bu tür bir mevcudiyet. Hiçliğin aynasına bakabilen arifane bir insanın ben hep çok mutlu birisi olacağını hayal ederdim. Fakat aslında insan olarak var olmak, yangınlar içinde yaşayabilmek becerisi gerektiriyor. Çünkü en kadim öğreti, dertler ve çilelerdir insan için. Gariptir ki, insan dertleriyle ve çileleriyle sorguluyor ancak mevcudiyetini, hayatını ve kendisini. Gafletinden yangınlar ile uyanıyor. İnsan olabilmenin farkını bu şekilde kavrayabiliyor. Bu yüzden zordur insan olarak mevcut olmak. Ahzap suresinde denildiği üzere; bu yüzden dağlar bile eriyip ufalanmıştır insana verilen bu mesuliyet ve temsiliyet karşısında.

Peki insan olarak mevcut olurken hiç mutlu olmaz mıyız? Hep mi çile, hep mi keder, hep mi dert var bizim için? Evet, insan mutlu da oluyor sanırım. Fakat çağımızdaki anlamda bir mutluluk değil bu. Örneğin, huzurlu olmak ile mutlu olmak da farklı şeylerdir. Yangınlar içinde huzurlu bir insan olabilirsiniz. Yani bu durumda bedensel değil ama zihinsel hazlara ilgi duyarsınız. Mutsuz ve hüzünlü olabilirsiniz ancak, inanmış ve teslim olmuşsunuzdur. Sizi küçük manevi hazlar mutlu eder. Dışarıdaki maddi ve gürültülü bir hayatın huzursuzluğundan kaçarsınız. Aynı şekilde bazıları da bedensel zevklerin tatmini peşinde mutlu olur. Fakat bu mutluluk, huzursuz bir mutluluktur. İnsanı en mutlu anlarında bile içten içe kemirir. Bir sonu vardır çünkü ve içinizdeki tatminsizliğin de bir sonu yoktur. Bunu bilmek, bu mutluluğu hep yarım bir mutluluk olarak kalmaya mahkum bırakır.

Neden insanın yanması ve dertlenmesi gerekir bilir misiniz ? Çünkü irfan, ancak bu yolla edinilir. Çünkü çileyle özdeştir insan, çile ve dertler en kadim öğretidir insan için. Sanırım herkese nasip olmuyor bu kadim öğretiden ders alabilmek. Ancak İrfan sahibi bir insan hiç olabilmenin farkını kavrayabilir. Hiç olabilmek için önce her şey olmak gerekir. Her şey olabilmek için, her şeyle bağ ve ünsiyet kurabilmek gerekir. Bunları yapabilmek için ise irfan sahibi olmak gerekir. İrfan nedir bilir misiniz? En kaba tabirle irfan, bilmek demektir. Fakat her bilge, irfan sahibi değildir. Çünkü, irfan sadece bilmek değildir. Bulmaktır aynı zamanda. İnsanın kendini bulmasıdır varlık aleminde. Dahası, Rabbini bulmasıdır.

Bilgi, gündelik hayatımızın içerisine o kadar girdi ki artık, irfanı çoğu zaman sıradan bilmekle karıştırıyoruz. Örneğin, aşk hakkında yazılmış çizilmiş o kadar çok şey vardır ki elinizi attığınız yerde onunla alakalı bir bilgiye ulaşabilirsiniz. Peki bu bilgileri okumak veya duymak, gerçek bilmek midir? Tabi ki hayır. Bunlar sadece bilinmiş bazı malumatlar olmanın ötesine geçemez insan için. Sadece bu malumatlar ile bilen, nasıl anlayabilir ilahi aşkı? Mevlanayı nasıl anlayabilir? Oysa aşkı, ancak yanarak öğrenebilirsiniz. Geceler boyu göz yaşları dökerek anlayabilirsiniz. İlahi aşkı, ancak buruk ve hüzünlü bir kalple hissedebilirsiniz. Bu yüzden irfan, bir şeyi arifane bilmektir. Onun hakikatini kavramaktır.

İşte bu yüzden, hiçliğin aynasına bakabilen, artık eski kendisi değildir.

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır;
Yusuf

Yusuf

Bir Mühendis.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir