Yine bir şeyler söylemek için dolup taştığım ama hiç bir şey yazamadığım anlardayız. Hangi kelimeye göz kırpsam, hiç yüz vermiyor bana. Söylenilemeyen her kelime, sızı olarak kalıyor kalbimde. Fakat yine de kelimeleri bile anlayışla karşılıyorum. O kadar çok şeyi nasıl ifade etsinler, insaf diyorum. Her zaman yaptığım gibi, kendimden başka herkesi ve her şeyi haklı çıkarıyorum. “Ah şu hassas kalplerin romantikliğine lanet olsun! O kirlenmiş, hassas ruhların iğrençliği, ahmaklığı, darlığı yok mu!”. İyi bir insan olduğumu hiç bir zaman söyleyemezdim ve söyleyemem. Fakat, kirlenmiş ve masum olmayan biri olduğumu pekala söyleyebilirim. Çünkü her gün savaştığım kişi, kendimden başkası değil. Ne yapsam, nereye gitsem, bu değişmeyecek. Kendime karşı verdiğim bu savaşlar, bir bir malubiyetle sonuçlanırken kendimi nasıl haklı çıkarabilirim ki. Belki, kendime haksızlık bile yapıyor olabilirim.

İnsanın kendi içinde kaybolması nasıl bir şey hemen anlatayım. Bu, bir devlet dairesinde o müdürden bu müdüre sürüklenmeye benziyor. Kendi içinizde hep bir sonuca vardığınızı sanıyorsunuz. Vardığınız son yer, sizi başka bir bakış açısına ve başka sonuçlara yönlendiriyor. O bakış açısıyla başka düşüncelere, oradan bir diğerine… Hesapla, ölç, biç; üç topla, beş çıkar; herkes biraz haklı, herkes biraz haksız. En sonunda pes edip oradan tüm varlığınızla olabildiğince uzaklaşmak istiyorsunuz. Çünkü çoğunlukla kendinizin haksız yönlerine tahammül edemiyorsunuz. Fakat insan kendisinden nasıl kaçabilir ki? Yine de kolay kolay pes eden ve olanı hemen kabullenen biri değilimdir. Buna rağmen kendimden bir çok kaçış yolu denedim. Bir keresinde koşmayı denemiştim. Ne de olsa, kaçmak dendiğinde akla gelen ilk şey, koşmak oluyor. O günden sonra sevdim koşmaları. Evet kendimden bu şekilde kaçamadığımın farkındayım. Fakat yapmacık da olsa sevdiğimiz çok şey yok mu sanki hayatta? Bir bakış, bir gülüş, bir çift güzel söz… Yapmacık da olsa, hangimizin hoşuna gitmez bunları sevdiği birinden duymak ve görmek? Ki bence, bazen insan, yapmacık olmayı da becerebilmeli. Bu kadar acı gerçeklerle göğüs göğüse çarpıştığımız bu dünyada her birimiz muhtacız buna.

Bu yüzden realist insanlarla konuşmayı sevemezdim. Evet, farkındayım; bazı duvarları hiç aşamayacağım belki. Belki, o duvarlardan birinin dibinde ölüp gideceğim. Fakat, yine de hemen bunu böyle kabullenerek boyun eğecek değilim. Meydana inip her şeyimi ortaya koymadan kabullenemem. İşte en son bu cümleyi kurduğumda, neredeyse her şeyim vardı. Hayata karşı motivasyonum, heveslerim, tükenmez dediğim enerjim ve ideallerim. O aşılmaz denilen duvarları aşmak için hepsini ortaya koydum. Kaç defa o duvarlara çarpıp parçalandım hatırlamıyorum bile. Bir çoğunu da geçtim ha. Şimdilerde elimde kalan ise, sadece bir kaç damla göz yaşı, bir çok hatıradan bozma tecrübeler. Ve o duvarları aşıncaya dek, bu göz yaşlarını ve anıları harcamaya devam edeceğim.

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır;
Yusuf

Yusuf

Bir Mühendis.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir