Daha önce hiç insanların siz yokmuşsunuz gibi davrandığına şahit oldunuz mu? Sanki size orada hiç bulunmaması gereken bir leke veya bir kir gibi bakarlar. Bazen, en çirkin hakaretler bile bu bakışların verdiği yıkımı yaşatamaz insana. Evet, hakaret; yakıcı ve yıkıcı da olsa bir arınmadır. Hissedilen bu denli kötü şeylerin dışa vurumudur. Hakaretler eder, rahatlar, hatta bu hakaretlerin meydana getirdiği yıkımları tamir dahi edilebilirsiniz. Oysa, bir bakış; insanı o denli yıkabilir ki, insan; her düştüğünde göz göze gelir o bakışlarla. Yüreğinize saplanan o hançeri çekip çıkaramazsınız. Sadece onunla yaşamayı öğrenirsiniz. Buna alışmış olmak bile acı verir. İnsan, nelere alışmıyor ki bu hayatta?

Franz Kafka’nın Dönüşüm kitabındaki şu satırları okumuşsunuzdur; “Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendisini dev bir böceğe dönüşmüş şekilde buldu. Pencereden görünen yağmurlu havanın kasveti ve duvarlardaki tablolar onu daha da hüzünlendirdi. Biraz daha uyusam, tüm bu saçmalıkları unutamaz mıyım diye geçirdi içinden.” Ne gariptir ki, hayatımda hiç büyük bir böceğe dönüşmesem de böyle duygularla uyandığım oldu. Aslında yazar, burada; böceğe dönüşmüş bir insanı kendisini anlatmak için metafor olarak kullanıyor. İnsanların size sanki korkup kaçılacak ve iğrenilecek bir şeymişsiniz gibi baktıklarını hissettiğinizde, kalbinizin en derininde yaşanılan o derin yalnızlık ve yalnızlaştırılmışlık duygusu, ancak böyle bir metaforla anlatılabilirdi sanırım. Ne de kolay yargılıyoruz insanları değil mi? Gönlünde olanı görmeden sadece yüzündeki şekle kanıyoruz çoğu zaman. Yaşanılanlar ve hissedilenler önemsiz bir ayrıntı oluyor bizim için. Yüreğimize bir maske gibi kondurduğumuz bu güzellik ve estetik anlayışı, bizi; tüm zamanların en zalim, en empatiden yoksun canlısı yapabiliyor bir anda.

Peki niçin? Konu estetik olduğunda neden bu kadar zalimleşiyor, neden empati yoksunu oluyoruz? Bir hamam böceği neden kelebekten daha az sevgiyi hakediyor? Hamam böceğinin doğanın dengesini sağlamak ve dolayısı ile bizim iyiliğimize yaşamak dışında yaptığı bir şey yokken onu gördüğümüzde öldürmek ve yok etmek istiyoruz. Sizi bilmem ama bu olay benim kalbimi parçalıyor. Kelebek ve böceğin bunu düşünecek ve hissedecek durumda olmaması umrumda bile değil. Bunu benim hissetmem ve düşünmem yeterli. Çünkü, yalnızlık ve yalnızlaştırılmışlık nedir, iyi biliyorum. Çünkü, gözler asıl olanı görmezler. Gerçeği ancak kalbi görebilir insanın. Yani bence insanı insan yapan, aklı değil, kalbidir. İnsan, kalpsiz yaşayabilir mi? Bence, cehennemde yaşamaya ne kadar yaşamak denirse, kalpsiz yaşamaya da o kadar yaşamak denir.

Konu estetik olduğunda bu denli katı yürekli olabilmemizin tek sebebini söyleyeyim size; duyulmak istenen haz. Evet tek sebebi bu. Hatta tüm kötülüklerin, yaşama ait tüm hırslarımızın, tutku ve arzularımızın tek sebebinin haz duymak olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden severken bile bencil olabiliyor insan. Severken bile kendini düşünebiliyor. Bu halde sevgi her zaman güzel ve iyi olabilir mi? Haz, her zaman güzel ve iyi olabilir mi? Adına sanat diyerek haz aldığımız her şey, her zaman güzel ve iyi olabilir mi? İşte bu sorulara dürüstçe verebildiğimiz her cevap, ne kadar yürekli olduğumuzun cevabıdır aslında. En acı olanı ise bunu bilmesine rağmen insanın kendisine söz geçirememesi. Benim ise, kendime karşı verdiğim savaşların en büyük ve en görkemli cephesini oluşturuyor bu konu. Sanki, insanın tüm güzel duygularına yapışıp kalmış bir hastalık gibi ruhunu darlayan bu şey, insanın egosundan başka bir şey değil.

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır;
Yusuf

Yusuf

Bir Mühendis.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir