Ciddiyet, mutlak doğrulara olan sağlam bir inanç gerektirir. Bir şeye ya içtenlikle inanırsınız ya da sorgulamadan kabul edersiniz — ki bunlar aynı şey değildir. Fakat yine de ancak bu iki seçenek ile bir konuda ciddi olabilirsiniz. Şüphe ve sorgu, ciddiyeti zayıflatır. Bu yüzden, her şeyin geçici, ölümün ise kesin olduğu, yalnızca şüphenin gerçek kaldığı bu dünyada, hiçbir şey gerçekten ciddi değildir.
Belki hiçbir şey gerçekten ciddi değildir, ama yine de bazı şeyler diğerlerinden daha ciddidir. Onları ciddi kılan, üzerlerine yeterince düşünülmemiş, yeterince sorgulanmamış olmalarıdır yalnızca. Düşünce, her şeyin ağırlığını hafifleten bir rüzgardır; ciddiyeti yok eder. Yaşama olan bağı zayıflatır. Düşünebilmek için, günlük yaşamın kaygılarından uzaklaşmış, biraz “boş” olmak gerekir. Halkın deyişiyle söylersek: düşünmek için , biraz boş yapmak gerekir.
Hayatın ağır yükü altında ezilen ve geçim derdine boğulan bir insan için düşünmek, felsefe yapmak veya derinleşmek bir lükstür. Bu yüzden, toplumun düşünmeye pek fırsat bulamayan kesimi için her şey, olduğundan çok daha ciddi ve ağırdır. Biraz düşünebilseler, belki de hayatla bu denli amansız bir mücadeleye girmenin ciddiyetini kaybedip yaşamaktan vazgeçecekler. Fakat düşünme imkânı olmayınca, geriye kalan tek şey sorgusuz kabul edilen katı bir gerçekliktir: gülmek, ağlamak, çile çekmek , mücadele etmek, kavga etmek ve savaşmak son derece ciddi bir iştir bu yüzden.
Fakat biz düşünenler için ciddiyet pek söz konusu değildir. Düşünce bizi yaşamaktan ve dışarıdaki katı gerçeklikten koparmıştır. Ciddiyet yitirildiğinde , geriye ancak bir meczup edası kalır. Bu yüzden hiç bir zaman bilgeliğin sesi, cehaletin sesi kadar ciddi ve gür çıkmaz. Çoğunluk hiç bir zaman gerçek bilgeliğe kulak vermez. Çünkü onu yeterince ciddi bulmaz.
Fakat yine de bağtılı ve cehaleti yenmenin tek yolu ciddi olmaktır. Sorgulamalar ve düşünceler, sağlam bir kanaate ve içten bir inanca varmadığı sürece bu ciddiyeti yakalayamayız. Yani aslında düşünmek ve sorgulamak önemlidir. Fakat bunlar insanı bir kanaate ve inanca vardırmıyorsa cehaleti yenemez. Cehalet karşısında küçülür yalnızca.
Şu anda toplum olarak en büyük eksikliğimiz ideal eksikliğidir. Düşünceler bizi bir ideale ve inanca ulaştırmıyor. İnanmadığımızdan hiçbir doğru için savaşmıyor, hiç bir yanlışa sesimizi çıkarmıyor ve hiç bir konuda mücadele vermiyoruz. Hiç bir konuda ciddi değiliz. Yaşamak, ciddi değil. Bu yüzden meydan cahillere kalıyor. Ve Cahiller bu boşluğun cüreti, düşüncesizliğin ciddiyeti ve cehaletin hıncı ile tüm toplumsal köşe taşlarını tutuyor, hakkı kapı dışarı ediyorlar.

