Vatan Savunması

Mutlak adaleti bu dünyada bulamayız elbette; dünya bize onu vaat etmez. Fakat yine de ona muhtacız.

İntikam ile adalet o kadar benzerdir ki, çoğu kez birbirinden ayırt edilemez. Aralarındaki tek ve en belirgin fark ise duygudur. İntikam bir duygudur; insanın yüreğinde tutuşan, önüne çıkan her şeyi yakıp kül eden bir ateştir. Aynı zamanda, haksızlığa uğrayanın bir hakkıdır da. Fakat bu hak, bizzat hak sahibi tarafından alındığında ona artık adalet denemez. Bireyler kendi adaletlerini sağlayamaz. Çünkü, bunun adı intikamdır. Çünkü adalet duygudan arınmıştır; bir aidiyet meselesidir. Nasıl ki mavi gökyüzünün, yeşil toprağın hakkıdır ve oralara aittir; adalet de insan olmanın, bir toplum içinde var olmanın vazgeçilmez, ihtiyaç duyulan tek hakkı ve anlamıdır.

Adalet, üç temel ilkeye dayanır.

  1. Suçluya caydırıcı ve ıslah edici cezanın verilmesi.
  2. Haklıya intikam ve alacak hakkının verilmesi.
  3. Ölçünün, Tarafsızlığın ve Eşitliğin korunması.

Adaletin tecelli edebilmesi, ancak bu üç temel ilkenin bir arada ve incelikle gözetilmesiyle mümkündür. Ve bu üç ilkeyi yerine getirebilecek tek kurum, devlettir. Niçin devlettir?Çünkü ancak devlet, tarafsızlığı ve eşitliği koruyabilir. Çünkü ancak devlet, duygudan ve duygusallıktan uzak olabilir. Çünkü devlet, suçludan öç almaz. Çünkü, devlet güç gösterisi için ceza vermez. Çünkü devletin tek amacı, ıslah etmektir. Çünkü devlet, itikam almaz! Adalet, ancak böyle bir devlet tezahürüyle mümkün olabilir.

Suçlar, genel olarak kamusal ve bireysel suçlar olarak iki temel kategoride değerlendirilir. Bireysel suçlarda, mağdur bizzat bir kişidir; bu nedenle affetme veya intikam alma hakkı yalnızca hak sahibi olan bireye aittir. Devletin bu tür suçları affetmeye yetkisi olamaz. Zira devlet, bireyin yerine geçerek onun kişisel hakkını kullanıp suçu bağışlayamaz. Eğer bir devlet, bireysel suçları af kapsamına alıyorsa, temel adalet anlayışından uzaklaşmış ve devlet olma vasfını yitirmiş demektir.

Kamusal suçlarda ise durum farklıdır. Burada mağdur, birey değil, toplumdur ve devlet, toplumun temsilcisi olarak hareket eder. Toplum adına yetki kullanan devlet, kamu yararını gözeterek gerekli gördüğünde bu suçları affedebilir. Ancak bu yetki, sadece kamusal nitelikteki suçlar için geçerlidir.

Adalet, bir devletin varoluş nedenidir. Adaleti gözetmeyen bir yapı, devlet değil; sadece organize silahlı örgütten ibarettir. Devletin olmadığı yerde adalet de olmaz; bunun yerine insanlar kendi başlarına hukuk yaratır, birbirinden intikam alır ve güçlü olan zayıfı ezer. Bu tür organize silahlı örgütler adalet vaat etmez; yalnızca belirli bir kesimin çıkarını korur veya onların intikamını alır.

Bu durum aslında “anarşi” olarak tanımlanır. Anarşi sadece fiziksel şiddet veya öldürme değil, aynı zamanda toplumsal düzenin çökmesi, herkesin kendi kurallarını dayatması, alacak-verecek ilişkilerinin güvencesiz kalmasıdır. Anarşik ortamlarda güven yoktur, ortak kurallar tanınmaz veya uygulanmaz; sonuç olarak güçlü olan, güçsüzü sürekli ezme eğilimindedir.

Böyle bir yer, vatan olamaz. Vatan, ancak adil yaşayabildiğin, hukukun herkese eşit dokunduğu, insan onurunun korunduğu topraktır. Adalet yoksa, özgürlük de yoktur, yaşam hakkı da yoktur. Böyle bir yer ancak insan için bir cehennem olabilir.

İnsan öldürmek, ancak ve ancak adaletin ve hukuk önünde eşitliğin temini için meşrudur. Çünkü vatanı savunmak, toprağı veya mülkü korumak değildir; asıl savunulan, o topraklar üzerinde yaşayan insanların adalet ve özgürlük içinde yaşama hakkıdır.

Vatan, taştan ve topraktan değil, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün ruhundan doğar. O ruh yoksa, orası sadece coğrafyadır; vatan değil.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir