Yapay zeka ile birlikte gelecekte paraya gerçekten gerek kalmayacak mı?
Otomasyon ve makineleşme, tarihsel olarak insan iş gücünü azaltma, daha az yorulma vaatleriyle öne çıktı. Fakat tarih boyunca otomatikleşme artarken insanlar daha fazla çalışma ve daha derin bir ekonomik sisteme entegre olma zorunluluğu ile karşı karşıya kaldılar.
Bunun en dramatik örneği sanayi devrimidir. İnsan gücünün yerini makineler alırken, kapitalist sistemin temel hedefi olan üretim hızını ve verimliliği artırma amacı her şeyin önüne geçti. Bu süreç, işçi sınıfının ve işçi devriminin ortaya çıkmasına yol açan en önemli etken oldu. İnsan emeğinin giderek değersizleşmesi ve bir meta haline gelmesiyle birlikte, fabrikalarda çalışan işçiler; düşük ücretler karşılığında, uzun mesailer boyunca, tekrarlayan ve yorucu işleri yapmak zorunda kaldı. Bugünkü çalışma koşullarının temelinde işte bu problemli dönüşüm yatmaktadır.
Günümüzde ise artık insanın özgürlüğü ekonomik bir parametreye indirgenmiş durumda. Değersizleşme yalnızca insan iş gücünü değil, iradesini de kapsıyor. Sanayi devrimi emeği metalaştırdı. Bilgisayar ve yapay zeka devrimi ise insan zihnini metalaştıyor. Böylelikle İnsan benliği, piyasanın bir nesnesine dönüşüyor.
Zihnin metalaşması, insana dair en temel unsurların ekonomik birer girdiye dönüşmesiyle gerçekleşiyor. Dikkat süresi, reklam ekonomisinin ham maddesi haline gelirken; yaratıcılık ise patent ve algoritma değeriyle, duygusal ve anlamlı tepkiler, tahmin edilebilir bir tüketim modeliyle ölçülür oldu. Artık insanın zamanı, dikkati, duygusal tepkileri ve hatta karar alma biçimi, ekonomik analizin birer nesnesine dönüştü. Bu durum, bireyin yalnızca bir üretim aracı değil, aynı zamanda kesintisiz bir veri ve sömürü kaynağı olarak görüldüğü bir sistemi işaret eder. Öyle ki modern düzende özgürlük kavramı dahi ahlaki ve varoluşsal köklerinden koparılarak “ne kadar kazanabildiğin”, “ne kadar tüketebildiğin” ve “piyasa içindeki hareket alanın” gibi salt ekonomik değişkenlerle tanımlanır halde. Seçim yaptığını zanneden birey, aslında sistem tarafından önceden tasarlanmış bir seçim alanında hareket ediyor. Netice itibarıyla insan, artık içsel bir öz olarak değil; CV’si, performans metriği, takipçi sayısı, kredi skoru ve veri profiliyle tanımlanan, dışsal bir ekonomik değer paketine dönüşmüş durumda.
Bugün geldiğimiz noktada, devasa veri merkezleri artık şehirlerle yarışacak düzeyde enerji tüketiyor. Otomasyon ve yapay zeka alanındaki gelişmeler, enerji tüketimini katlanarak artırırken; enerji ve altyapı rekabeti de aynı hızla jeopolitik bir güç mücadelesine dönüşüyor. Tüm bu yarışın yükü ise en ağır biçimde bireylerin sırtına biniyor tabi ki. İnsanlar gün geçtikçe her zamankinden daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Kısacası, otomasyon ve yapay zeka bize daha rahat bir yaşam sunacağına, giderek daha yorucu ve meşakkatli bir hayat dayatıyor.
Bu bağlamda, geleceğin, hatta bu günün çalışma hayatı insanı iki cepheli bir savaşın ortasında bırakıyor. İnsan bir yandan yapay zekâ ve otomasyon karşısında varlığını kanıtlama mücadelesi verirken, öte yandan kendisini insan yapan en temel niteliklerin—dikkatinin, duygularının, yaratıcılığının—birer metaya dönüştüğü bir sistemde kendine anlamlı bir varoluş alanı açmaya çalışıyor. Bu durumun ne gibi sosyolojik problemlere sebep olacağını gelecekte daha net anlayacağız. Fakat Durum böyleyken paranın anlamsızlaşacağı ve gelecekte daha rahat yaşayacağımızı söylemek, dalga geçmektir.

