Mesleğe ilk başladığımda ERP gibi üretim takip sistemleri yeni yeni çıkıyordu ve her firmanın böyle bir sistem talebi vardı. Biz de iki arkadaş böyle bir sistem geliştirip sistemi bir fabrikaya bile kurduk ve gayet verim aldık. Günün sonunda, bu ürünü satmak için başka firmaların yolunu tuttuk.
Çoğu zaman ürünleri satmaya çalışırken ya başka firmaların pazarlamacılarıyla burun buruna geldik ya da müşterilerle konuşurken bizim yazılımdansa rakiplerimizin müşterinin isterlerine daha uygun olduğunu öğreniyorduk.
Bir keresinde başka bir firmanın satışçısıyla aynı müşteri toplantısına girdik. Ve ben bu toplantıyı hiç unutmadım ve sürekli anlatırım.
Toplantıdan Müşteri, ihtiyaçlarını tek tek sıraladı. Biz, her bir talebe karşılık mevcut programımızın ne kadarını karşılayabildiğimizi dürüstçe aktardık. Rakip firmanın satış temsilcisiyse her talebin kendi programlarınca nasıl eksiksiz karşılandığını âdeta bir hikâye anlatır gibi, ballandıra ballandıra anlattı. Anlatışı o kadar büyüleyiciydi ki, eminim müşteri Mars’a gitmek isteseydi, onu oraya bile yollayabilirdi. Biz taleplere teknik yaklaştığımızdan verdiğimiz cevaplar genellikle “bizim programımız böyle, ama bu özelliği de şu sürede ekleriz ” şeklinde olduğundan toplantı onunda kapının önü bize görünmüştü. Halbu ki programımızın rakibin programından hiç bir farkının olmadığını biliyorduk.
Bu görüşmeden dersler çıkardım, çıkarmasına da… Ama mesele sadece ders çıkarmak ya da gerekeni yapmak değil ki.
Geçen gün bir firmada çalışan satışçı arkadaşımla konuşuyordum. Bana, bazen kendini dolandırıcı gibi hissettiğini itiraf etti. Ama ekledi: “Verdiğim sözleri yazılımcılar yapacak, o zaman doğru söylemiş olurum.”
Üzerinden on yıl geçti, belki daha fazla. Hâlâ Türkiye’de pazarlama ve satış dediğin şey, dolandırıcılıktan hallice. Benzer durumlar dünyada da var elbette. Ama hakkaniyet anlayışının ve alışveriş düzeninin bu denli bozulduğu bir yerde, bu işin boyutu çok daha vahim boyutlarda.
Bahsettiğim ilk toplantıdaki satışçı ahlaksız ya da kötü niyetli değildi. Sadece o kadar cüretkardı ki bu cüretkarlığı hepimizi etkileyip kendine inandırmıştı. Yazılımın kısa sürede o isteri karşılayabileceği fikriydi onu cüretkar kılan.
Ahmak insan, bilgisi olmadığı bir konuda fikir yürüten, bu basit fikirlerini eyleme geçiren insandır. Akıllı insan, bilmediği konuyu önce öğrenmeye çalışır. Ardından fikir yürütür. Ahmak ararsanız çoktur. Şu yeryüzünde duygularına kapılıpta zaman zaman ahmaklıklar yapmayan insan pek yoktur. Hepimizin olmuştur elbet böyle ahmaklıkları. Fakat, yanlışını görerek, öğrenerek ahmakça fikirlerinden vazgeçmeyen insanı artık ahmak olarak değerlendiremezsiniz. Bunun adına, ahlaksızlık, cehalet, kötülük diyebilirsiniz artık.
Her cüretkar ahmak değildir lakin, ahmaklar çok cüretkardırlar bilmedikleri için. Bu yüzden yozlaşmış bir düzende çok fazla ahmak yükselir. Ahmakların, yaptıkları işlerin belki yüzde sekseni batar. Ama çok kritik bir yanlışa denk gelmediği sürece o yüzde yirmiden aldığı kazançla hayatını devam ettirir. İyi, kötü, gamlı, gamsız kimse bunları görmez.

