İlahi Kelam

Bazen kelimeler, ne kadar zorlasak da bazı manalara gelmezler. Sonlu bir zamanın küçücük bir diliminde geçen ömrümüzde sanki kitaplara sığmayacak kadar çok şey yaşarız. Fakat bir taraftan da yaşadıklarımızı, anlatmaya kalksak; iki üç kelime ile ancak anlatabilecek kadar az yaşamış gibiyizdir. Bu sonlu zaman içinde, içimizde bir sonsuzluk taşırız aslında. Zaman geçer, çevreler değişir, çehreler değişir, çağlar değişir. Fakat değişmeyen tek şey, bir sonun olduğudur. Bir sonu olduğunu bildiğimiz hayatımızda mutluluğu kovalar dururuz. Mutluluğu nasıl bulacağımıza yönelik fikirler ileri sürer, araştırmalar yaparız. Doğrular peşinde koşar yine mutsuz olur, düşer, kalkar, doğruyu bulduğumuzu zannederiz. Doğruyu bulmak için harcadığımız zaman ve emekler, eninde sonun da eksik kalır. Fakat dedim ya, bazı şeyleri anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Bazen yüzümüzde şevkatli bir el gibi Allah’ın rahmetini, bazen bir tokat gibi Allah’ın gazabını hissederiz. Fakat bunu çoğu zaman görmezden gelir veya unuturuz. Sonra, içimizdeki yaşama sevinci galip gelene kadar yaşamaktan yoruluruz. Yalnız kalırız. Ki yalnızlık, içimizdeki bütün güzel anılarımızı silkeleyip, geriye sadece en kötü ve en acınası anılarımızı bize bırakır. Yaşamanın en zor hali de budur.

Artık tüm bunlardan siz de yorulduysanız, bilinmezlikler içinde kıvranıyor, nasıl güzel ve doğru bir hayat yaşarım diye cevaplar arayışındaysanız, yalnız kalmaktan ve yanlışlar içinde debelenip durmaktan sıkıldıysanız; ozaman sizin de gönlünüzü gerçek ve mutlak doğruya açmanın vakti gelmiştir diye düşünüyorum. Çünkü doğru, çoğu zaman salt mantıkla bulunamaz. Esasen, doğrunun ne olduğunu ancak herşeyi bilebilen bir zat söyleyebilir. O da Allahtan başkası değildir. Ve aslında tüm doğrular, Allah tarafından bir kitapta yazdırılmış ve insanlığa armağan edilmiştir. Doğruyu bulmak için harcanan bunca emek, çaba ve gözyaşı sonunda bizi ucundan kıyısından gerçek doğru olan kuran’a çıkaracaktır. Fakat bu mutluluğu ve doğruyu bulma çabaları, kuranı hiç okumamış veya anlamamış biri için bir kısır döngüde tekrarlanır durur. Aslında bu yazımda kuranın niçin tek gerçek doğru ve gerçekten yaratıcı olan Allah tarafından yazdırılmış bir rahmet olduğundan bahsedeceğim. Bunun için bazı ayetleri örnek gösterip onlar hakkında konuşacağım. Gelin beraber bu ayetlere bakalım ve madem bu sonlu ve tek ömrümüzde güzel ve doğru bir hayat yaşamak istiyoruz; ozaman tek olan bu doğruya kulak verip bu doğrular ile kalplerimizi ve gönüllerimizi yumuşatalım ve hayatımızdan lezzet alalım.

Bismillahirrahmanirrahim. (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)

“Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz; Sonra onu sağlam bir korunakta nutfe haline getiriyoruz. Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir varlık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir. ” (Muminun 13-14-15)

Günümüzde biyoloji okuyan bir lise öğrencisi bile artık anne karnındaki aşamaları biliyor. Hatta insanın çamurdan geldiğine dair pek çok araştırma ve bilimsel çalışmalar da vardır.

“Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları olsun? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.” (hac 46)

“İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? Yeryüzüne onları sarsmasın diye sağlam dağlar yerleştirdik; kolayca yollarını bulabilsinler diye orada vadiler, yollar açtık. Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise, gökyüzünün işaretlerine sırt çevirmektedirler.  O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. ” (enbiya  30 31 32 33)

“O dehşet günü gökleri yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi düreriz. Yaratmaya başlamadan önceki hale döndürürüz. Sözümüz sözdür; biz bunu mutlaka yaparız.” (enbiya-104)

Allah’ın “Gökler ile yer bitişik iken…” sözü ile big bang akıllara geliyor. Bing bang teorisine göre evrendeki zaman ve mekan gibi tüm boyutlar büyük patlama ile açılıp genişlemiştir. Yani patlamadan önce herşey bitişikti. Öyle ki zaman ve mekan boyutundan söz edemeyeceğimiz için her zerre ve boyut, bir biri ile bütündü ve tekildi. “Her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi?” derken şu bilimsel gerçeği görüyoruz ki, dünya oluşumunda dünyanın meteor yağmurları ile bombalanması ve bunların içinde su moleküllerinin bulunması ile matematiksel olarak dünyanın ilk oluşumunda dünyanın su ile kaplı olduğu izah edilmiştir. Yani her canlı bir şekilde sudan gelmiş olmalıdır. “Onları sarsmasın diye sağlam dağlar yerleştirdik.” derken ise şu bilimsel gerçeği görüyoruz; Dünyamızın zemini yani yerkabuğu, manto dediğimiz sıvı haldeki erimiş kızgın lav tabakasına hafif gömülü halde bulunmaktadır. Yani bir nevi bu sıvının üzerinde yüzmektedir.  Bir sandalı düşünün, bu sandalın bir kısmı suya gömülür ve bir kısmı suyun yüzeyinde kalır. Buna izostatik denge denir. Dağlar, bu dengenin sağlanmasında büyük öneme sahiptir. Yer kürenin sürekli değişimi, kabuğun; bir tekne gibi sürekli sallanmasına sebep olur. Fakat günün sonunda bu denge dağlar ile korunur. Atmosferin dünyayı, uzaydaki zararlı elektro manyetik ve nükleer radyasyonlardan koruduğu ve bu sayede canlılığın varolabildiği, her gezegenin bir yörüngede hareket ettiği zaten su götürmez bir gerçektir.Son günlerde evrenin düz olduğu %99 doğrulukla ölçülmüştür. Allah’ın “Gökleri bir kağıt tomarı dürer gibi düreriz.” demesinden evrenin bir kağıt gibi düz olduğu hatta kağıt tomarları demesinden bir tane değil bir çok paralel evren olduğu anlaşılabilir. “Dürer gibi ” demesi hemen akıllara evrenin sonu ile ilgili olarak ortaya atılan “büyük çöküş” teorisini getiriyor. Büyük çöküş senaryosuna göre evren’in genişlemesi, kütleçekimi etkisiyle giderek yavaşlayarak, genişleme hızı ve toplam kütle miktarına göre belirli bir gelecekte duracak ve daha sonra da içine çökmeye başlayarak başlangıç anındakine benzer bir tekilliğe dönecektir. Ayetin sonun da ise şöyle diyor.  “Yaratmaya başlamadan önceki hale döndürürüz.”. Bu ayetleri okuyunca ürpermemek, secdeye kapanmamak elde değil.

De ki: “Yeryüzünü dolaşın ve Allah’ın nasıl yaratmaya başladığını bakın görün. İşte Allah bundan sonra, aynı şekilde ahiret hayatını da yaratacaktır. Çünkü Allah herşeye güç yetirendir. (Ankebut 20)

İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah ( kötü yoldan dönüş yapsınlar diye) işlediklerinin bir kısmını onlara ­tattırıyor.(rum 41)

Dağları görür, onların durduğunu sanırsın; oysa bulutlar gibi hareket ederler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.(nemI 88)

Dağlar aslında sürekli değişim içerisinde ve üzerindeki kıtalarla beraber hareket etmektedir.

“Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur. ” (furkan 53)

Burası Fraser Nehri Deltası, Vancouver M.Ö. Kanada’nın hemen önünde, deniz suyunun tatlı su ile buluştuğu yer. Bir tarafından tatlı su içebildiğiniz diğer tarafından ise içemediğiniz bir yer. Bilimsel olarak iki deniz uzun vadede karışsa da ayetin anlattığı hadise, bir tarafta tatlı su ve diğer tarafta tuzlu su ortada durmaktadır ve günün sonunda muhafaza edilmektedir.

“Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz,güneşi ona delil kıldık. Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik. O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.” (Furkan 45-47)

Ya gece ve gündüz olmasaydı? Ya güneş hep aynı yerde olsaydı peki? “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu, elbet hareketsiz kılardı.”  Nitekim evrende böyle gezegenler vardır. Gezegen kendi etrafında ve sistemdeki güneş etrafında kütle çekimi ile senkron döndüğünden ışık hep gökyüzünde aynı noktadan yayılır. Gölgeler hiç hareket etmez ve gece-gündüz hep aynı yerdedir. Böyle bir dünya nasıl olurdu? Bu durumda hayatınımın nasıl olacağını bir düşününün.

Allah hareket eden her canlıyı bir sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimi de dört ayak üzerinde yol alır. Allah dilediğini yaratıyor, Allah her şeye kādirdir.(Nur 45)

Artık dünyanın başlangıcında heryerin su ile kaplı olduğunu ve canlılığın bir şekilde sudan geldiğini biliyoruz.

Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan, onda size yollar açan ve gökten su indiren O’dur. Onunla her çeşitten çift çift bitkiler çıkardık. (taha 53)

Bitkilerde de erkek ve dişi olduğu yakın yüzyılda öğrenilmiş bir gerçektir.

Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik, gökten su indirip onunla sizin su ihtiyacınızı karşıladık. Onu depolayan siz değildiniz.(hicr 22)

Rüzgarlar hem bitkilerin aşılanmasında hem de bulutlardaki yağmur oluşumunda aşılayıcı görev üstlenir.

“Gerçek şu ki Allah, koyduğu düzenden sapmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Şayet sapacak olsalar artık O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O halîmdir, çok bağışlayıcıdır. “(fatır 41)

“Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz. ” (Zariyet 47)

Bilim insanlarının tespitine göre evrenin genişlemesini sağlayan beklenmedik muazzam bir kuvvet var, tam olarak ne olduğu bilinmediği için buna karanlık enerji deniyor. Yine bu kuvvete karşı evreni birbirine kenetlenmiş bir örüntü halinde tutan da bir madde var, bu maddeye de karanlık madde deniyor. Karanlık maddenin evrenin her yerinde olduğu ve evrendeki maddeleri yani yıldızlar ve galaksileri bir arada tuttuğu biliniyor. Karanlık maddedeki olası bir yırtılma ise galaksileri ve yıldızları bir arada tutan bağın yırtılması demek ve bütün galaksilerin ve yıldızların birbirleriyle çarpışıp saçılması anlamına gelir.

“Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir.” (Bakara s. 29)

“Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi. Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti.” (Fussilet s. 11-12)

Artık atmosferin 7 tabakadan oluştuğunu artık biliyoruz. Buradaki duman tabiki maddenin gaz halini betimliyor.

Gökleri ve yeri altı günde yarattık da en küçük bir yorgunluk çekmedik. (kaf 38)

Gerçek şu ki, insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir. (insan 1)

Evrenin yaratılış sürecinin 6 evre olduğu bilimsel olarak da bilinir.

YaratılanlarYaratılanlar
1. Gün: Işık; gündüz ve gece4. Gün: Güneş, ay ve yıldızlar
2. Gün: Deniz ve Gökyüzü5. Gün: Deniz canlıları; kuşlar
3. Gün: Yeryüzü ve bitki örtüsü6. Gün: Kara canlıları; insan

Tabi ki bu ayetler 6666 ayetten sadece bazıları. Hatta bu ayetlerdeki edebi sanat ve seslerin güzelliğine değinmedik. Ve bu kadarcık ayetin Türkçesiyle bile aslında birazcık vicdan sahibi ve bilim dünyasından haberi olan bir insan, kuranın ancak herşeyi yaratan ve bilen Allah tarafından yazdırılmış olması gerektiğini kabul etmek zorunda kalır. Çünkü bu ayetler yaratılışın nasıl gerçekleştiğine dair öyle ayetler ki bir insan tarafından yüzlerce yıl önce biliniyor olması ihtimal dışıdır. Kaldı ki insanın bu ayetleri okuduğunda ürperip secdeye kapanmaması elde değil. Esasen günlük hayatımızda da Allah’ın yaratışına an be an tanık oluruz. Çünkü evrendeki her canlı ve cansız zerre, hayatın var olabilmesi için öyle bilinçli hareket eder ki bu zerrelerin hiç bir düşünce ve fikirleri yokken bir yüce bilinç, kudret ve kuvvet tarafından hareket ettirildiği aşikardır. Hatta buna biyoloji de “auto poisesis” denmektedir.

Madem kuranın Allah tarafından yazdırıldığı ve tüm doğru bilgiyi barındırdığı bu kadar aşikar, o zaman kendimizi bu kadar üzüp doğruyu ve mutluluğu aramanın da bir gereği kalmıyor aslında. Çünkü mutlak doğru ve mutluluk gün gibi ortada duruyor. İşte bu yüzden de kuran bir rahmettir. İnsana nasıl insan olacağını, saf iyiliğin ve adaletin ne olduğunu, dünyadaki asıl kıymetli şeyi bizi herşeyden daha iyi tanıyıp bilen yaratıcımız olan Allah’ın kendisi anlatmıştır. İçerisinde hayatın tüm sırlarını barındıran böyle bir kitabı okumayıp halen farklı doğrular peşinde koştuğumuzda kendimize yazık etmiş olmaz mıyız?

Oysa kalpler sadece Allah’ı anmakla tatmin ve mutlu olur. Bazen balıkçıların oltalarına takılıp, çırpınan balıkları gördüğümde içim burkulur. Çünkü o balığın bu denli bilinçsizliği ve saflığı bana kendimi ve rabbimi hatırlatır.  Bütün varlıklar gibi o da bütün saflığı ve benliği ile sadece rabbinin ona verdiği rolü oynuyordur. İçinde bulunduğu denizin ne olduğunu, denizin dışındaki karayı, iyilik ve güzellikleri bilmezken, yenileceğinden haberi yokken bir oltaya takılıvermiştir. Onun görevi, bu denli güzelliği, saflığı ve yaratılışı ile insana Rabbini anlatmaktır.  Böyle bilinçsizce yaşayıp, günlük uğraşlarla boğuşup dururken kendimi o balığa benzetirim. Başıma geleceklerden habersiz, bilgisiz ve oldukça aciz, bu alemde öylesine dolanıp duran bir balık gibi hissederim kendimi. Aslında balıkla aramdaki tek fark, benim anlayan taraf, balığın da anlatan taraf olmasıdır. Temelinde evren hakikatler içeren devasa bir kitaptır. Bu kitabı, dünyada yalnız insan okuyup anlayabilir. Bu kitabın, her harf ve kelimesi hükmündeki her varlık ve zerre, hal ve hareketleriyle, misyonuyla ve varlığıyla insana Allah’ı anlatır. insan ise bunları anlayarak Allah’ı anar. Hayatı lezzet ve huzur bulur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.