Self Zulüm

Daha önce hiç yaşamayı gerçekten bilip bilmediğinizi düşündünüz mü? Evet, belki kod yazmayı çok iyi biliyorsunuz. Belki çok iyi bir sanatçısınız.Ve belki işinizi yapmayı gerçekten iyi biliyorsunuz. Peki ya yaşamayı? Çünkü insan, gerçekten nasıl yaşaması gerektiğini bilmiyor. Eğer siz de bunu hissediyorsanız yalnız değilsiniz. Aslında bunun en iyi kanıtı, hayatımızda sürekli girdiğimiz depresyonlar, ruhsal çöküntüler ve bir girdap halini alan bağımlılıklarımız. Bu sebeple de yanlışlar yaparak sürekli kendimize zulmediyoruz. “Evet. Ama insan, hayatını nasıl yaşaması gerektiğini yanlışlar yaparak öğrenir.” tezine karşılık şimdilik şu cevabı vermekle yetineyim; ” Bir kere geldiğimiz şu hayatta yanlışlar yapıp hayatımızı batırdıktan sonra, iş işten geçmişken neyleyim ben doğru olan şeyin ne olduğunu bulmayı? Her şey batmadan güzel değil miydi?”

Burada durup bu konuyu bir düşünelim. Güya biz evrenin sırrını çözmedik miydi? Endüstri 4.0, nesnelerin interneti, akıllı şehirler, yapay zeka, kitle imha silahları, sosyal medya, nükleer enerji, kuantum… Akıllara zarar bu teknoloji acaba ne işe yarıyor? Sadece daha lüks bir hayat için mi? Sadece daha fazla tüketmek için mi? Daha fazla kişisel tatmin için mi? Daha fazla yıkım için mi? Daha fazla yalnızlık için mi? Daha fazla güç için mi? Üzgünüm, ancak söylemek zorundayım ki; tüm bunlar, saydıklarımın dışında dünyamızı bok etmekten başka daha iyi bir işe yaramıyorlar. Aslında bunları teknolojiyle çok iç içe olan bir yazılımcının yani benim söylemem de ayrıca ironik bir durumdur. Temelinde bu kötülüğün kaynağı teknolojinin kendisi değil. Yine bizim, nasıl yaşayacağımızı bilemememiz gibi, teknolojiyi de nasıl kullanacağımızı bilemememiz. Daha bunları bilemeyen insanın her şeyi bildim ve biliyorum demesi de ayrıca ironik değil midir? Demek ki biz, evrendeki mevcutta olan verileri görüp arasındaki bağlantıyı kurabilmek dışında hiç bir halt bilmiyoruz ve yapamıyoruz.

İste ben self zulüm diye buna derim. Yani, insanın kendi kendine zulmetmesi. Aslında insan, zamanın geçmesi, yanlışlar yapması ve doğruları kendi görmesiyle büyüdüğünü sanıyor. Fakat hiç büyümüyor. Sadece yaptığı yanlışların fazlalığından ötürü daha katı yürekli oluyor. Çünkü yaşadıkça, yanlışlar yapıp çocuk gibi kendine zarar vermeye devam ediyor. Tıpkı bebekken elini yüzünü bilmeden çizdiği gibi, büyüdüğünde de bilmeden ruhunu çiziyor yaptıklarıyla. Sonra ruhunun feryatlarını ve can kırıklarını iyileştirmek için yepyeni yanlışlar yapıp kat ve kat acıların pençesinde buluyor kendisini. Bakıyor ki oImuyor en sonunda sadece kişisel tatminlerle kendisini uyuşturup hissizleştirmeye çalışıyor.

Diğer bir yöntem ki bu çok daha akıllıca ve güzel bir yöntemdir; daha önce bu problemleri yaşamış olan belki milyarlarca insanın deneyimleri sonucunda oluşan kümülatif verilere başvurmak. Bu ise psikiyatri ve psikoloji bilimini oluşturuyor temelinde. Yani kısacası psikoloğa veya psikiyatriye gidip derdi için bir ilaç veya öğüt dileniyor. Bazen bu çözüm olabiliyor, bazen de olmuyor. Çünkü bilim sadece kümülatif veri birikimidir. Sizin dermanınız o birikimde olmayabilir. Veya bu birikim sizin için yanIış yorumlanmış olabilir. Peki ya size bu kümülatif bilgi birikiminin ve daha fazlasının bir yerde mevcut olduğunu, her şeyin çok daha sade ve güzel bir şekilde izah edilip anlatılmış olduğunu söyleseydim?

İşte söylüyorum. Bu doğruluk kaynağı Kuranı Kerimdir. Kuranı kerimdeki doğrular gerçekten insanın fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik sağlığı için gerekli olan doğrulardır. Tabi ki bu gerçekleri, kuranı ön yargısız ve kalbi selim bir şekilde okumadan sadece benim anlatmamla anlayamazsınız. Ben hepsini okudum. Okurken kimi zaman gördüğüm bilgiler karşısında ürperdim. Kimi zaman gönlümde Rabbime ve tüm yaratılmışlara karşı inanılmaz büyük bir sevgi topağı hissettim. Kimi zaman kendimi o kadar cahil ve bilgisiz hissettim ki neden daha önce okumadığım ve anlamadığım için kendime kızdım. Kimi zaman neden bu saf iyilik ve güzelliklerden uzak yaşadığım için üzüldüm.

O Aziz ve Ululuk sahibi, bağışlaması bol ve merhamet sahibi Allah, bizi yaratan bir ve tek olan rabbimiz tabi ki mutlak doğruyu, güzeli ve saf iyiliği bilip söyleyen ve insana nasıl yaşaması gerektiğini doğru bir şekilde öğretendir. Bazı insanlar, onun söylediklerini okuyup değerlendirmek yerine sadece kibirlerine yenilerek onu yok ve yanlış sayarlar. Bazıları ise onun apaçık söylediği doğruları sırf kendi isteklerine uysun diye çevirirler ve kendi yanlışlarına alet edip yaşadıkları gibi inanırlar. Allah, bu olayı bir zulüm, ve bunu yapan insanları da zalim olarak tanımlar kuranı kerimde. Çünkü insan, yaşamayı dahi bilmezken ve doğruları okuyup durur ve onlara karşı vicdanen söyleyecek “evet bu doğru” dışında bir şey bulamazken bazı tam kavrayanmadığı şeylerden ötürü araştırmak yerine tüm kitabı yanlış olarak niteleyip ön yargılı bir şekilde onu bir masal kabuI ederek sadece kendine zulmetmiş olur. Çünkü kuranı kerimdeki doğrulara karşı sırf kibirinden yüz çeviren insan, mutlak doğruları öğrenip güzel ve mutlu yaşamayı seçmek yerine yanlışlar yapmayı seçip kendine, çevresine ve belki evlatlarına zulmetmeyi seçmiş olur. Aslında buradaki ana mesele kitaba inanıp inanmamak değildir. Zulüm ise temelinde iman etmemek değildir. Asıl mesele insanın bilgisizliğinden ötürü kendine zulmetmesidir. Asıl zulüm ise, doğruları gördüğü halde onları kabul etmeyip bir de onlarla savaşmaya çalışmaktır. Tüm bu güzelliklerin içten içe yaratılmış olması daha mantıklı geldiği ve bir yaratıcısının olduğu fikri daha ağır bastığı halde bunu görmezden gelip Allah’ın yaratıp bahşettiği bunca şey karşısında haz ve tat alırken, ona minnet beslemesi gerekirken; ona düşman kesilip onunla savaşması ayrıca kötülük ve zulüm değil midir?

Allah insanlara doğruyu apaçık söyleyip bildirmişken, Insan onu kabul etmeyerek yanlışlar yapıp hayatını ve çevresini rezil edip bunu bir de Allah’a yükleyerek ” Madem Allah iyi, o zaman kötülük ve zulüm neden var ve buna neden izin veriyor.” diye isyan etmesi sizce de bir akılsızlık ve zulmün ta kendisi değil midir? Kötülük olmasa iyilik nasıl var olabilir ve mananası oluşabilirdi?Allah kötülüğe ve doğal olarak seçimlere bir süreye kadar izin verip hayatı ve zıtlıklar manasını yaratmamış olsaydı acaba hangimiz bir gün içinde yaptığımız bir yanlıştan veya işlediğimiz bir kötülükten helak olmazdık? Her zulüm adaletin tecellisine, her kötülük ise iyliğin tecellisine vesile olmaz mıdır? Kötülük ve zulüm Allahtan değildir. Allah’ın doğrularını kabul etmeyerek veya onun doğrularını kendine yontarak onunla savaşan insandandır. Bu insanlar ise bilmeyerek kendilerine ve çoğunlukla bilerek çevrelerine zulmederler. Buna ise ben “self zulüm” diyorum. Kendime de çokça zulmetmiş biri olarak bunları yazıyor olmak tabi ki benim için bu yazının en acı kısmı.

Kuranı kerimde anlatılan saf iyiliğin ne olduğunu Mevlana, “edep” olarak betimler. Edep konusunu ise ” Kalp dahi kırmamak ” , ” yaratılan herşeyi sevmek”, ” adil hükmetmek ” konu başlıklarında açar. Aslında kuranin öğütleri ve Allah’ın mutlak doğruları, işte bu konu başlıkları etrafında toplanıyor. Bu sebeple iyiliği yani kuranı inkar edenlere bile onların saldırısına karşılık vermek dışında onlara kötülük etmek ve kötü davranmak kuranda yasaklanmıştır. Kuran sadece Allah’ın insanlara olan insanların iyiliği için yaptığı öğütleridir ve saf iyilik ve adaletin kendisidir. Peygamberler ise insanlara nasihat etmeleri ve onlara örnek olmaları için Allah tarafından gönderilmiş insanlardır. Allah bu nasihatlere uyup uymama noktasında insanları serbest bırakmıştır. Peygamberler dahi insanlara katiyen bu doğruları diretmemiş ve üzerlerinde baskı uygulamamıştır. İster insan bu doğrulara göre yaşayıp güzel ve doğru olan bir hayatı en az eziyet ile yaşar. İsterse de bunları reddedip yanlış içinde yanlışlar yaparak ancak kendine eziyet ve zulüm eder. Fakat insanlar gerçekten çoğu zaman doğrulara karşı savaşıp hep çıkarlarına uygun yaşamayı tercih etmiştir. Bu sebeple iyi ve kötü hep savaşmıştır. Fakat şunu bilmek gerekir ki kötülük en başında sahibine bir zulümdür. Kötüler hakkındaki hüküm sahibi Allahtır. O hükmünü ya onlara bu dünyada rezillik,rusvalık ile veya öteki dünyada gazabı ile verir. Bize düşen, kötülüğe karşılık iyilikle mücade etmek ve sabretmektir. Ve bence şunu insan kendisine bir sorup dürüstçe cevap vermesi gerekir; Doğruları ve iyilikleri görüp sırf kibri veya hayatındaki küçük bir referanstan(dindar olarak betimlediği yanlış bir insandan gördüklerinden ötürü mesela) ötürü kabul etmemek, sizce nasıl bir davranış şeklidir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.